|
Saat 10.00’da (bizim normal başlangıç saatimiz) temizlikçi, aşçılar, öğretmenler, Kuşadası Meslek Lisesi’nden öğrenciler ve yirmi beş kadar özürlü kişi okula varır. Resepsiyonda kim varsa bizi hep günaydın diyerek karşılar. Okulun ana alanına girerken, her zaman kapının yakınında oturan Zehra, gördüğüm en büyük gülümsemeyi bana yöneltiyor (her güne muhteşem bir başlangıç) ; her taraftan
“günaydın” ,“hoşgeldiniz” sesleri geliyor; Selim benle tokalaşıyor; Uğur bana işaret edip el sallıyor (Uğur’un otizmı var ve sağır); Muhammet elimi sıkmak için koşup geliyor, en iyi İngilizcesiyle “hello, hello” diyor; Mustafa “Hello english how are you” diye bağırıyor “merhaba türkçe nasılsın” diye cevaplıyorum, sınırlı Türkçeme gülüyorlar. Köşe başından küçük bir ses “Mark abi Mark abi” geliyor; Melikhan çağırıyor, sınırlı kelime bilgisi var ama Ina ona “Mark abi”demeyi öğretti; bunu günde 0 kere söyleyip beni güldürmesi lazım.
Nerdeyse bütün öğrenciler uzun bir masada oturuyorlar, birçoğu boyama yapıyor, bazıları yazı yazıyor ve birkaç tanesi yapboz ile uğraşıyor; bütün kalemlerin sivri olmalarına dikkat ediyoruz. Muhammet yapbozu için yardım istiyor;ihtiyacı yok aslında, etkileyici bir şekide yapbozu tersten yapabiliyor (resimsiz, sadece şekilli).
Yardım isteyen ya da yardıma ihtiyacı olan herkese yardım ediyoruz, sonra “Mark abi Mark abi” diyen bir ses geliyor; “efendim” diye cevap veriyorum. Küçük bir el benimkini tutuyor ve “topat topat” diye beni oturma alanına doğru çekiyor; “otur otur” diyor, Melikhan top oynamak istiyor. Çok ilginç bir oyun; ben oturuyorum ve Melikhan bana topu atıyor. Sonra koşarak gelip benim için topu atıyor. Bu onun en sevdiği oyun ve ayağa kalkarsam azarlanıyorum.
Herkes hazır olup işini bitirdikten sonra egzersiz zamanı geliyor; bazen müzik eşliğinde bazende yer minderleriyle. Buna herkes katılır. Sınırlı hareket kabiliyeti olan öğrencilere yardım ediyoruz ve bazı öğrenciler yeteneklerini göstermek için öne çıkıyor. Öğretmenleri çok iyi ve öğrenciler temel egzersizleri yapmaya çalışırken gülerek çok eğleniyorlar.
Öğretmen yazı ve matematik dersleri için geliyor (bunu tüm öğrenciler yapamiyor) ve çoğu ders için yemek odasına gidiyor. Ana odada yaklaşık beş öğrenci kalıyor. Sekiz yaşında olan ve serebral palsisi olan Ali ihtiyaç duyduğu bire bir ilgiye kavuşuyor. Muhteşem, sevecen bir doğası var ve geçenlerde top atmayı öğrendi. Bir süre top oynuyoruz. Bana topu yaklaştırabildiğinde Ali’nin yüzü gülücüklerle doluyor. Ali henüz kendi başına yürüyemiyor ama keşfetmeyi çok sevdiğinden fiziksel egzersizlerinin bir kısmı yürüme ve ayakta durmayı içeriyor. Top oynadıktan sonra yürüyüşe çıkıyoruz. Ali elimi tutarak gitmesine izin verildiği heryere gidiyor. Sürekli İna ve diğer gönüllülerle karşılaşıyoruz ve Ali kendi başına 3 veya 4 adım atarak aramızdan geçiyor. Geçen sene ayağa kalkamazken bir gelişme olduğu belli.
Öğle yemeğinden sonra resim ve el işi dersi gelir. Öğrenciler pom pomdan takıya kadar herşeyi yapmaktan zevk alırlar.Herkes çok detaylı işler yapamasada yapabilbikleri birşey bulduklarında, resim, poster , maske yapma vb. çalışmalarından gurur duyarlar ve bu da her bireye bir başarma duygusu verir. Şarkı söleme sırası geliyor ve okul neşeyle dolar.
Bazı daha büyük erkek öğrenciler futbol oynamak istediklerinden az çok kontrolü ele almaya çalışıyorum. Aynı zamanda sayarak aramızda topu havada paslaşıyoruz. Bazen oyun biraz elden çıkabildiğinden futboldaki gibi sarı ve kırmızı kart sistemini uyguluyoruz. Sırayla hakem oluyoruz ve herkes oyundan atılma(birkaç dakika bekleme) ve kart sistemini anlar. Beni oyundan atmaktan büyük zevk alıyorlar.
Günün sonuna doğru yaklaşırken İngilizce sayıları ve renkleri öğrenen öğrencilerle biraz zaman geçiriyor, tekrar Ali’yle top oynuyor ve bazı çocukça oyunlar oynuyorum. Evlerine götürmek için servis gelince herkes birbiriyle vedalaşıyor ve herkesin yüzünde mutlu bir ifade görülüyordu.
Burada dört saat geçirdim ve bir anlık stres veya zorlukla karşılaşmadım. Biz, insanlar olarak, farklı olanları kabul ederek ve daha yakından tanıyarak birçok şey öğrenebiliriz.
|